Son güncellenme :11.06.2017 4:13

Anasayfa > Güncel, Manşet > AYVALIK ADD ŞUBESİNDE YENİ YÖNETİM DÖNEMİ

11.06.2017 Paz, 4:13

Ayvalık ADD Şubesi yeni yönetimini 10.Haziran cumartesi günü yaptığı olağan kongreyle oluşturdu.Yönetimde en çok oyu alan Ahmet ÜZGEÇ Tekrar ayvalık ADD Başkanı olacağını zannediyorum.Bu kongrede oy çokluğuna göre asil olan üyeler.Ahmet ÜZGEÇ 78 /  Adile Deniz Duman 68/ Hasan ÇETİN 62 /Tülay ÇANKAYA 61 /Ayşe Gözde SÜTÇÜ 51/ Cumhur AKSEL 48 / Berrin YILDIRIM 47  Oy aldılar  sıralama bu şekil.Kongre Saygı duruşunun ardından istiklal marşının okunmasıyla başlandı.Divan kuruldu divan başkanlığına Dursun AKGÜN,Hasan ÇETİN,Fevzi KEKLİKÇİ,Yazman Ayşe Gözde SÜTÇÜ ATANDI. Katılan üye sayısı 93 kişi oy kullanan 82 kişi.Salondaki konuklarla beraber Kongreyi 113 kişi izledi.Divan başkanının açılış konuşmasının ardından beşer dakika konuşmak isteyen üyeler zaman tanındı.Konuşmacılar sırasıyla CHP Ayvalık İlçe başkanı Ahmet TOKER,Vatan Partisi Ayvalık ilçe başkanı Deniz Tuğhan ARBAK ,TEMAD Başkanı İsa ASLAN ve Gençlerden Ömer YAĞAR.Daha sonra faaliyetler raporlar ve slaytlarla anlatıldı.Maliyetler giderler ,gelirler okundu. Ardından Başkan Ahmet ÜZGEÇ konuşmasına ”Sayın Divan, Kıymetli misafirler, Çok değerli üyelerimiz,

Ülkemiz, 1945’lerden bu yana yabancılar, iç ve dış politikamıza yön vermeye çalışıyorlar. İşimize burunlarını sokuyorlar.Ekonomimizde, kültürümüzde, siyasetimizde onlar var. Köylerimizde, kentlerimizde, dağlarımızda, ovalarımızda, aşımızda, ekmeğimizde, gıdamızda, havamızda onlar var.

Kene gibi yapışmışlar gövdemize… Kanımızı, iliğimizi sömürüyorlar… Azar azar, yavaş yavaş, canımızı alıyorlar…Meclisimizin iki adım ötesine konuşlanmışlar. Bir yandan bilgi topluyorlar, bir yandan yeni yeni Ergenekon, Balyoz,hatta darbe senaryoları hazırlıyorlar.

Bu arada PKK, PYD, YPG ile ortaklaşa Türkiye’yi parçalama çalışmalarını yürütmeyi de ihmal etmiyorlar. Türk-Kürt Federe İslam devletini oluşturmak için geceyi gündüze katıyorlar. İktidar için yol haritaları çiziyorlar.En iyi petrol yatakları, en iyi su kaynakları nerelerde var; en iyi maden hangi dağdan, hangi ormandan çıkarılır, kimler kişisel menfaati için vatanını satar? Bu konular onların uzmanlık alanına girmektedir.Ayrıca, yer altı ve yerüstü zenginliklerimizi karış karış, santim santim, bölge bölge araştırıyorlar. İnceliyorlar. Irak, Afganistan, Libya, Suriye gibi, ileride Türkiye’yi de işgal ettiklerinde kullanmak üzere belgeliyorlar. Bulunan zengin petrol kuyularını şimdiden betonlarla kapatmışlar…

Ülkemiz, bu kan emicilerle 1950’lerde, DP’nin iktidar olması ile tanıştı. Ama ne tanışma… Bir tanıştık, pir tanıştık. Bağrımızda beslediğimiz hainler sayesinde, elimizi verdik, hâlâ kolumuzu kurtaramıyoruz.

O yıllarda NATO’ya girdik. Asker gönderdik Kore’ye. “Küçük Amerika” olma sevdasına o yıllarda kapıldık.

Atatürk’ün komşularımızla ve “mazlum milletler”le birlikte emperyalizme karşı hareket etme politikasını o yıllarda terk ettik. O yıllarda, Cezayir Kurtuluş Savaşında sömürgeci Fransa’nın tarafını tuttuk.

Bu arada 2002’de AKP’nin iktidara gelmesi ile emperyalizme bağımlılığımız daha da arttı. Kurşun asker olduk. Ne isterlerse, ne emrederlerse, “baş üstüne” dediler. “Otur” diyor, oturuyorlar, “Kalk” diyor kalkıyorlar.“Git, Öcalan, Talabani ve Barzani ile görüş, Kuzey Irak kukla devletini tanı” diyor, tanıyorlar. “Ermenilere, Rumlara, papazlara yumuşak davran” diyor, yumuşak davranıyorlar. Dağdan inen eşkıyaları davulla, zurnayla karşıla diyor, karşılıyorlar. Bir de üstüne üstlük, ayaklarına seyyar mahkemeler götürüyorlar. Başımıza çuval geçiriyorlar, sesimizi çıkarmıyoruz Çıkaramıyoruz. Barzani paçavrasını bayrağımız yanında göndere çekiyorlar. Kırmızı çizgilerimiz yok oldu. Süt dökmüş kedilere döndük. Ne bağımsızlığımız kaldı, ne onurTam bağımsız bir devlet olmanın, Türk vatandaşı olmanın onurunu ve gururunu sadece Mustafa Kemal Atatürk döneminde yaşadık.

O zamanlar, başımız dik, alnımız ak, tüm uluslarla saygın ilişkiler, eşit koşullar içerisinde yürütüyorduk dış politikamızı. Ne kimsenin bir karış toprağında gözümüz vardı ne de kimse bizim bir karış toprağımıza göz dikmişti.

“Yurtta barış, dünyada barış”tı ilkemiz.

Amerika, Fransa, İngiltere o yıllarda da saldırgan ve sömürgeci bir politika izliyordu. Emperyalist siyaset o yıllarda da yürürlükteydi. Onlar, dünyayı etnik, dinsel temelde ayrıştırıp, zayıflatmak, sonra da ülkelerin yönetimini ele geçirip, yer altı ve yer üstü kaynaklarını talan etmek için her yolu deniyordu. Yani “böl, yönet” siyaseti, Atatürk zamanında da vardı.

Ama o yıllarda bu kadar çok hain, işbirlikçi, vatan satıcısı yoktu ülkemizde. Kimse bir karış toprağını, el emeği, göz nuru sanayi kuruluşunu yabancılara peşkeş çekmiyordu.

Bu nedenle, Batı’lı güçler, ülkemize edepli, saygılı bir biçimde davranıyor, burnunu ne dış işlerimize ne iç işlerimize sokabiliyordu. Çünkü o yıllarda devletin başında Gazi Mustafa Kemal Atatürk vardı. Sonra devran döndü, devir değişti.Damat Ferit’ler, Ali Kemal’ler yeniden türedi. Yerden biter gibi çoğaldılar. Yeniden tarih sahnesine çıktılar. Amerika’nın “Our Boys”ları, “Amerikan oğlanları”, Amerikanofiller ülkeye hâkim oldular. Partileri, sendikaları kapattılar. Tam bağımsızlık yanlılarını, devrimcileri işkenceden geçirdiler, hapishanelere doldurdular. Canlarına kıydılar. Amerika’yı kıble yaptılar.

ABD As Başkanının emrinde bir Eşbaşkan yönetiyor  bugün ülkemizi. BOP eş başkanı olduğunu defalarca tekrarlayan bir dünya liderine sahibiz. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın coğrafyasını Amerika ile birlikte değiştirmeye çalıştı. Bu projenin içerisinde elbette Türkiye de var, Kürdistan’ın oluşumu da var.

Onun için, dünya liderimizin bir ayağı Amerika’da, bir ayağı Avrupa’da… İktidar olduğu 15 yıldan beri durmadan dolaşıyor. Direktifler alıyor, direktifler veriyor. Kapalı kapılar arkasında sözler alıyor, sözler veriyor.Gözü ve kulağı Amerika’da. Dış politikasını, iç politikasını ona göre ayarlıyor. Bir gün önce “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diye soruyor, bir gün sonra Amerika’dan esen rüzgâra göre ağız ve yön değiştiriyor. “NATO, Libya’ya kardeşlik, demokrasi, insan hakları götürüyor, Kaddafi bir an önce ülkesinin menfaati için koltuğunu terk etmeli” diyor. Emperyalistlerle işbirliği yapanları biz bu salonlarda, meydanlar da, Türkiye’nin her yerinde yüzlerce kez uyarmamıza rağmen yapacaklarından geri kalmadılar. Bu süreçte binlerce şehit verdik, yuvalar hendeklerde kayboldu, birlikte ıslandıkları feto, ülkenin başına çuval geçirdiğinde “Allah bizi affetsin” dediler. Bugüne kadar verilen tavizlerden dolayı, Türkiye bugün, Washington ve Brüksel’den yönetilen bir ülke haline gelmiştir İç ve dış politika stratejisi bu merkezlerde hazırlanıp Türkiye’nin gideceği yön, varacağı menzil buralarda kararlaştırılmaktadır.
Türkiye, Türkiye’den yönetilmemektedir artık.Türkiye’nin Türkiye’den yönetilmesini istiyorsak eğer,  ülkemizin Cehaletten ve İhanetten kurtulması gerekmektedir. Bunun reçetesi de 97 yıl önce yazılmıştır.

  1. yüzyılın en etkili asker ve devlet adamı Atatürk’ün İlke ve Devrimlerini yaşama uygulayarak olacaktır.

Atatürk, 1911-1922 yılları arasında aralıksız 11 yıl savaşmış, neyi var neyi yok bu savaşlarda kaybetmiş bir ulusu önce emperyalizmin, sonra da bağnazlığın ve geri kalmışlığın her türlü baskısından halkıyla birlikte kurtarmıştır.Atatürk’ün ulusal kurtuluş mücadelesi ve bu mücadele sırasındaki stratejileri hiç şüphesiz derin bir aklın ürünüdür. İşte bu akılla şekillenen Türk devrimi, Atatürk’ün adından dolayı KEMALİST devrim olarak adlandırılmıştır. Kemalizm, Türk devrimidir. Tam bağımsızlıktır. Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Laiklik, Devletçilik, Halkçılık ve Devrimciliktir. Akıl ve bilim ilkeleri doğrultusunda çağdaşlaşmaktır. Kendi tarihinden beslenmek, kendi diline sahip çıkmaktır. İnsan sevgisi, doğa dostluğu ve barış severliktir. Ulusal kültürle evrensel uygarlığa katkı sunabilmektir. Atatürk’ün ifadesiyle, “Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme ve bizi yutmak isteyen kapitalizme başkaldırabilmektir” Batılılaşma’ adını verdikleri Tanzimat’la birlikte başlayan uydulaşma ve sömürgeleşme sürecine karşı milliyetçi bir tepkidir.  Kemalizm…

Bu nedenle “Kemalist olmak”, her şeyden önce antiemperyalist ve tam bağımsızlıktan yana olmak demektir.

Alt ve üst yapısıyla feodal olan bir düzen üzerine, buhar makinesi ve lokomotifiyle medeniyeti ithal edip yerleştirmek mümkün müydü “İlk kez Atatürk, feodal yapı üzerine sanayi uygarlığı aşılanamaz. Uygarlığa giden yol, içeride düzen değişikliğini gerektirir’ tezini açıkça ortaya koyarak ne yapılması gerektiğini söylemiştir .”“Kemalist tez kısaca şundan ibarettir: Bağımsızlık içinde, devrim yoluyla düzen değişikliğini gerçekleştirmek ve kısa sürede çağdaş uygarlığa ulaşmak…”

Kemalizm’in en temel ilkesi ise “sürekli değişim” olarak tanımlanabilecek olan Devrimciliktir. Bu nedenle Kemalizm asla “dogmatik” ve “değişime” kapalı bir anlayış değildir. Atatürk, bu gerçeği Kasım 1937’deki Meclis konuşmasında şöyle ifade etmiştir: “Dünyaca malum olmuştur ki, bizim devlet idaresindeki ana programımız Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat bu prensipleri gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve görünmez dünyadan değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır.”

Kemalizm, emperyalizme karşı “tam bağımsızlık” ilkesiyle ulusal mücadeleyi, geri kalmışlığa karşı “akıl” ve “bilim” ile çağdaşlaşmayı amaçlayan bir ideolojidir. Kemalizm, ulusal bağımsızlığı ve ulusal kalkınmayı amaçlayan evrensel bir ideolojidir. Emperyalizmin olanca şiddetiyle geri kalmış ulusları ezdiği bugünün dünyasında tüm ezilen ulusların tek kurtuluş reçetesidir.

 

“Türkiye politik bağımsızlığını, ekonomik bağımsızlık temeline oturtarak, tam bağımsızlığını gerçekleştirmiş, feodalizmin ülke çapında alt ve üst yapılardaki etkilerini kesinlikle silmiş, geniş kitleleri ekonomik özgürlüklerine kavuşturmuş ve kalkınmasını tamamlamış bulunsaydı, bugün bu durumda olmazdık, Oysa bağımsız, kalkınmış, uygar ve gerçekten demokratik bir Türkiye dün olduğu gibi bugün de bütün halkçı ve ulusçu güçlerin ortak özlemini teşkil etmektedir. Kemalizm bu ortak özlemin ifadesidir. O halde Kemalist devrim daha tamamlanmış değildir. Devrimcilerin baş görevi, ulusçu ve halkçı güçlerin bu ortak özlemini biran önce hayata geçirmeye çalışmak olmalıdır.”Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyor,

12.Genel Kurul Toplantısının hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

Yüksel KALKAN

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu yazıya yorum yapmak için yetkiniz yok.