Son güncellenme :08.09.2017 15:14

Anasayfa > Yazarlar > KİR

08.09.2017 Cum, 15:14

New York Güney Bölge Federal Savcılığı, ek iddianame ile ABD’de tutuklu yargılanan Reza Zarrab davasına; Abi kodlu AKP’li eski Bakan Zafer Çağlayan ile bazı Halkbank eski yöneticilerini de dahil etti.
İddianame, ABD Hazine Bakanlığı yetkililerinin iki ayrı seferde banka yetkililerini uyarmalarına rağmen, Çağlayan ve Halkbank eski yöneticilerinin on milyonlarca dolar rüşvet karşılığında ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımları deldiklerine ilişkindir.
 
*
Buna göre, ABD BM kararı ile İran’a uyguladığı yaptırımlarda, ekonomik işlemlerinin sonlandırılması amacıyla Merkez Bankası işlemlerini askıya almıştır.
Böylece İran’ın aynı zamanda çok sayıda sektörde faaliyet gösteren, ithalatın yarıdan fazlasını ihracaatın tamamına yakınını yaparak en güçlü ekonomik örgütü olan Devrim Muhafızlarından hareketle,
İran’ın fiziki ve psikolojik olarak çökertilerek rejiminin yıkılması hedeflenmekteydi.
 
*
İran ise çok eskiye dayanan devlet tecrübesiyle yaptırımlara farklı yöntemlerle tepki gösteriyor,
İllegal olarak kimi ülkelerle türlü ekonomik münasebetlerini geliştirebilmek için gerekli ekonomik işbirliği programları düzenliyordu…
 
*
O sırada 2013’te Kuzey İrlanda G8 Zirvesi’nde geliştirilen mutabakatta;
“Devletler yasal açıdan üzerindeki herhangi bir güce tahammül edemeyeceği kadar mutlak bir ahlaki üstünlüğe ve düşmanca etkilerden korunmak için  türlü kaynakları gerektiren esnek ve göreceli yasal egemenliğe sahiptir ve bu temel bir standartdır.
Bu noktada, iki ayrı fikir mevcut olmaz ve tarihinde hiçbir siyasi, ekonomik ve sosyal birikimi olmayan İslamcılığın demokrasi kültürüne sahip olduğu boş bir iddia olmaktan ileri gitmez.
Bu yüzden hiç bir devlet ve millet geleceğini bu tür boş iddialarla bir diğerinin ipotek kurmasına izin veremez, hiç bir hakemi de kabul edemez ” düşüncesi esas alınmış;
Bu bağlamda İslamcı ideolojinin, radikalizmin ve tüm aşırıcıların lağvedilmesi kararı verilmişti…
 
*
Yine o günlerde İran, BM 5+1 ülkeleriyle nükleer programına ilişkin müzakere sürdürüyordu.
Gelişen süreçte İranlı bir iş adamı Babek Zencani’nin, Reza Zarrab’ın patronu olduğu ortaya çıktı.
Zencani, Zarrab’la birlikte İran’a uygulanan BM yaptırımlarını deldiklerini itiraf etti.
Mart 2016’da da kara para aklama, sahtecilik ve dolandırıcılık suçlamasıyla İran ekonomisini bozduğu ve devletin parasını çaldığı için ölüm cezasına çarptırıldı. 
Savcı Zencani’nin İran dışındaki kara para aklama faaliyetlerine dikkat çekerken Türkiye’nin de para ticareti ve bankacılık faaliyetlerinde bulunduğunu vurguladı.
Zencani, “İran Merkez Bankası’na ve İran Ulusal Petrol Şirketi’ne uygulanan ambargoya rağmen buralara yıllarca para aktardım. Ambargoyu delerek kendi şirketlerimin ve yurtdışında ortaklığım bulunan şirketlerin kara listeye alınmasını göze aldım. Eğer Amerikalıların eline düşseydim kendimi Guantanamo’da bulurdum” diyordu…
Türkiye’ye rüşvet ve komisyon olarak 8,5 milyar [sekiz milyar beşyüz milyon] dolar dağıtıldığını iddia etti…
 
*
2013 G8 Liderler Zirvesi kararları doğrultusunda yılın son günlerinde,
Türkiye Cumhuriyeti devletinde paralel bir yapı oluşturan “Reis” ve Fethullah Gülen arasındaki dalaşma başladı.
F.Gülen’in tasfiyesi kolay değildi, sonuçta Türkiye’de 15 Temmuz başarısız darbesine kadar geçen sürede büyük manevi ve maddi zararlara malolacaktı.
Reis ise iddialara göre 15 Temmuz darbe girişimini dakikasında kendi lehine çevirmeyi başaracak ve 20 Temmuz’dan itibaren tek adamlığını ilan edecekti…
Buna göre tek adam; “Hukuk benim, Yasama Benim, İcra Benim, Türkiye Benim” anlamındaymış…
 
*
Reis ile Gülen dalaşması sırasında piyasayı; aralarında iş adamları, banka müdürleri, belediye başkanları, bakan çocuklarının da bulunduğu bir organize suç örgütünün Türkiye hükümeti ile birlikte olduğuna ilişkin bir yığın bilgi ve belge kapladı. 
Bu organize suç örgütü BM Güvenlik Konseyinin nükleer programından vazgeçmesi, aksi halde gelirinin çoğunu petrolden sağlayan İran’ın merkez bankaları ile işlemlerinin askıya alınmasıyla fiziki ve psikolojik olarak çökertilmesini öngören kararını by-pass ediyordu…
 
*
Meğer “Reis”, Türk bankaları vasıtasıyla İran’ın ABD yaptırımlarından kaçınmasını kolaylaştırıyordu!
Bunun için İranlı Babek Zencani ve bir Türk iş adamı olan Reza Zarrab’ı Türkiye ile İran arasında aracı adam olarak kullanıyordu.
İran’ın kayıplarından kâr yapmak üzere İran’ın parasını Türk bankacılık sistemine akıtmak için büyük bir yasadışı organize suç örgütü kurmuştu.
Devasa rüşvet ve komisyon kârları sağlanırken, bu eylemlerle İran’ın Devrim Muhafızlarının finansmanı da dahil olmak üzere bölgedeki yasadışı faaliyetleri de finanse ediliyordu.
“Kâr ” o kadar muhteşemdi ki, Reis’in 29 Ocak 2014’te Dini lider Ayetullah Ali Hamaney ile görüştüğü sırada  İran’ı “ikinci evim” olarak nitelendirdiği söylendi…
 
*
İddialara göre Reza Zarrab, İran parasını aklamanın ve Türk bankaları aracılığıyla ya da altın olarak İran’a yasadışı fon aktarmanın anahtar kişisiydi.
Zarrab, bu yasa dışı işlemlerden dolayı İran’dan aldığı yüklü  komisyonu ve rüşvetleri  Reis’e, onun yakın aile üyelerine,  Egemen Bağış, Muammer Güler ve Zafer Çağlayan’a dağıtıyordu.
Öyle ki; Bağış, Güler, Çağlayan ile Halkbank’ın CEO’su komisyon ve rüşvetleri kaydetmek için Excel tablosu kurmuşlardı!
 
*
O sırada Gümrük ve Ticaret Bakanlığı müfettişlerinin hazırladığı bir rapor, Babek Zencani ve Reza Zarraf  arasındaki tüm ilişkileri ortaya çıkardı.
Nitekim Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki bir dizi şirketin sahibi ve işletmecisi olarak tanınan Reza Zarraf;
ABD’ye karşı dolandırıcılık: Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası’nı ihlâl etmek (ABD’ye maruz kaldığı herhangi bir olağanüstü tehdide karşı ulusal acil durum ilanı ve sonrasında karşılıklı ticareti düzenleyen yasa): Bankacılık sistemine karşı dolandırıcılık: Para aklama iddialarıyla FBI tarafından Miami’de tutuklandı.
 
*
17 Aralık 2013 sabahında Reis’in yakın çevresi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçları Araştırma Dairesi’nin düzenlediği yolsuzluk operasyonuyla uyandılar.
Reis Bey o gün Konya’daydı.
Güya operasyonu duyunca, işin kendine  ulaşabileceğini anlamıştı,çok rahatsız oldu ve çok sinirli davranıyordu…
Sabahın erken saatlerinde derhal İstanbul’daki oğlunu aradı.
Oğluna İstanbul Villalarında saklanan bir milyar doları aşan nakitten kurtulmasını söyledi.
Oğul çok şaşkın ve korkmuştu, babasına defalarca paranın çok fazla olduğunu, bu kadar paradan nasıl kurtulacağını sordu.
Bu miktarı kısa sürede kolayca gizlemek mümkün olmayacaktı.
Reis, şaşkın oğluna güvenemedi, operasyonu yönlendirmesi için bu defa kızını görevlendirdi.
Sonunda o gün oğlan, kız ve damat  paraları bir şekilde saklamak için prestijli Sehrizar Villalarından sekiz adet satın almaya karar verdiler. 
Bununla ilgili telefon görüşmeleri sızdırıldığında doğal olarak, Reis ve aile efradı villaların satın alımını reddettiler.
Villaların oğul adına kayıtlı olması için alınan makbuzlar bir hatıra olarak kaldı…
 
*
İddialara göre Reis bazı belge, ifade ve ilişkilerin deşifre olması halinde soruşturmanın oğullarına ve kendisine ulaşabileceği ihtimaline karşı hızla tedbirler alıyordu.
Ortada çok büyük yolsuzluk, rüşvet iddiaları ve bununla ilgili bir soruşturma varken, soruşturmanın yasalara ve hukuka uygun biçimde yürütülmesini önlemek ve olayın üstünü örtmek için elinden geleni yaptı.
Bakın şu kafirlere!
Ama bütün destekçiler, oğulun evlerinde bulunan parayı polisin ve Halkbank CEO’su tarafından yerleştirildiğini söylediler…
 
*
Kimilerine göre herkesin önüne büyük bir tiyatro açılmıştı.
Yolsuzluk planını anlar ve buna karşı sesinizi yükseltirseniz terörist oluyor ve hapse atılıyordunuz.
Onlar 2014’ten beri Türkiye vatandaşlarının yaşam tarzının bu olduğunu iddia ediyorlar.
Halbuki doğrusu ki; her zaman geçer akçedir.
Çenenizi kapatır, Reis’i destekler ve hayatınızı yaşarsanız; iyisinizdir.
 
*
Bütün bunlar dünyanın önünde yaşanıyor ve güya ülkedeki hırsızlar hâlâ kahraman olarak dolaşıyor ve onurlu insanlar olarak görülüyor…
İyi ama neden günün Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmus ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci en büyük ihracatçı ödülünü Reza Zarrab’a veriyor?
 
*
Batılı ülkeler ise dünyada bir sektörde ya da bir ülkede yaşanacak krizin kolayca komşu ülkelere, bölgeye hatta dünyaya yayılma olasılığını dikkate almaktadır,
Nitekim Reis de, o günden bugüne itham edildiği kendileştirilerek yokettiği Türkiye Hukuku çerçevesinde Batıya yükleniyor.
Müslüman Kardeşler örgütün hamisi olarak “Batılı ülkeler samimi davranmazlarsa artık demokrasi dünyada sorgulanmaya başlanacaktır” ifadesiyle,
Batıya karşı İslamcı ideolojinin bayrağını dalgalandırıyor…
 
*
Eski Ekonomi Bakanı Z. Çağlayan hakkında ABD’de açılan davaya ilişkin “Burada bizim eski ekonomi bakanımıza yönelik atılan bu adımı açık söylüyorum ben Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik bir adım olarak değerlendiriyorum. Şahsına yönelik bir iddiayı ortaya koyabilmiş değiller.
Neymiş İran’la ilgili yaptırımları delmiş. Biz, Türkiye olarak İran’a bir yaptırım uygulama kararı almadık ki! Sayın Obama’ya da söyledik. Biz böyle bir yaptırım içine girmeyiz dedik. Bunu yürüten kim ekonomi bakanımız. Atılan bu adımlar siyasidir. ABD’nin bunu gözden geçirmesi gerekir.
Bu işlerin arkasından çok pis kokular geliyor. Rıza Bey de öyledir. Halkbank Genel Müdür Yardımcısı da öyledir. Bu durum ABD’nin düştüğü aczi gösteriyor. Büyük devlet olabilirsin ama adil devlet olmak başka bir şey. Adil devlet olmak hukuk sisteminin adil işlemesinden geçer. Hukuk sistemi adil işlemiyorsa pis kokular getirir” diyor.
 
*
Reis, doğru söylüyor!
Türkiye’nin bu kirden acilen kurtulması gerekiyor…
 
9.9.2017

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu yazıya yorum yapmak için yetkiniz yok.